|
|
 |
 |
| Osmanlı ailesi de tepki gösterdi |
Osmanlı Ailesi Evlad-ı Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı ve hanedan mensubu Nazım Siyavuşoğlu, ''Osmanlı İmparatorluğu'nun Irak'ta 400 yıldan fazla sömürgeci güç olarak bulunduğunu'' öne süren ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisi Paul Bremer'i kınayarak, ''Bremer'in sözleri cehaletini gösterir'' dedi. Siyavuşoğlu, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, ''Devlet yöneten insanların tarihi olguları iyi bilip ona göre demeç vermesi gerektiğini'' vurgulayarak, ''Osmanlı, Ortadoğu ve Balkanlar'da hiçbir zaman İngiltere, Fransa ve ABD gibi sömürgeci olmamıştır'' şeklinde konuştu. Siyavuşoğlu, ''Bugünkü ABD politikasının Bremer'in sözlerini yansıtmadığını'' kaydederek, ''ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisinin, bazı etnik grupların etkisinde kalarak bu tür bir açıklama yapmış olabileceğini'' söyledi. Türkiye'nin, halk egemenliğine dayalı, laik ve çağdaş bir demokratik cumhuriyet olduğuna da dikkat çeken Siyavuşoğlu, bir milletin kalkınmasının ''milleti teşkil eden kişiler arasındaki sürtüşme ile ters orantılı'' olduğunu belirtti. Nazım Siyavuşoğlu, şunları söyledi: ''Osmanlı'nın kuruluşundaki temeller ne kadar ilahi bir güzellik oluşturmuşsa, onu kötüye kullanmak da Osmanlı'nın geriye gidişini o kadar hızlandırmıştır. Osmanlı Bayrağı yere düşme noktasına gelirken, sebep ne olursa olsun Osmanlı'nın o son döneminde, Allah, Atatürk gibi bir insanı Osmanlı'nın sonuna, Cumhuriyet'in başına hak etmeseydi, ne Osmanlı kurtulur ne de Cumhuriyet kurulurdu. Cumhuriyet Türkiyesi; Osmanlı'da paşalık yapmış, Osmanlı ordusuna hizmet vermiş bir Türk evladının, dünyaya nadir gelen ulu bir insanın güzellikleri ile doğruları bulmuştur.'' ''Osmanlı ve cumhuriyetimizi siyasetten, istismardan uzak tutarak mütalaa etmek lazım. Bu da şu anda pek mümkün görünmüyor'' diyen Siyavuşoğlu, ''Bir milletin kitlesi ile yükselip düşeceğini, Osmanlı'nın çöküşünü de sadece Osmanlı Hanedanı'na yüklemenin doğru olmayacağını'' sözlerine ekledi. KAYNAK:Anadolu Ajansı |
|
|
| |
| ''BREMER'İN SÖZLERİ CEHALETİNİ GÖSTERİR'' |
Osmanlı Ailesi Evlad-ı Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı ve hanedan mensubu Nazım Siyavuşoğlu, ''Osmanlı İmparatorluğu'nun Irak'ta 400 yıldan fazla sömürgeci güç olarak bulunduğunu'' öne süren ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisi Paul Bremer'i kınayarak, ''Bremer'in sözleri cehaletini gösterir'' dedi. 29 Ekim 2003 Çarşamba 12:11
İSTANBUL - Osmanlı Ailesi Evlad-ı Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı ve hanedan mensubu Nazım Siyavuşoğlu, ''Osmanlı İmparatorluğu'nun Irak'ta 400 yıldan fazla sömürgeci güç olarak bulunduğunu'' öne süren ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisi Paul Bremer'i kınayarak, ''Bremer'in sözleri cehaletini gösterir'' dedi. Siyavuşoğlu, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, ''Devlet yöneten insanların tarihi olguları iyi bilip ona göre demeç vermesi gerektiğini'' vurgulayarak, ''Osmanlı, Ortadoğu ve Balkanlar'da hiçbir zaman İngiltere, Fransa ve ABD gibi sömürgeci olmamıştır'' şeklinde konuştu. Siyavuşoğlu, ''Bugünkü ABD politikasının Bremer'in sözlerini yansıtmadığını'' kaydederek, ''ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisinin, bazı etnik grupların etkisinde kalarak bu tür bir açıklama yapmış olabileceğini'' söyledi. Türkiye'nin, halk egemenliğine dayalı, laik ve çağdaş bir demokratik cumhuriyet olduğuna da dikkat çeken Siyavuşoğlu, bir milletin kalkınmasının ''milleti teşkil eden kişiler arasındaki sürtüşme ile ters orantılı'' olduğunu belirtti. Nazım Siyavuşoğlu, şunları söyledi: ''Osmanlı'nın kuruluşundaki temeller ne kadar ilahi bir güzellik oluşturmuşsa, onu kötüye kullanmak da Osmanlı'nın geriye gidişini o kadar hızlandırmıştır. Osmanlı Bayrağı yere düşme noktasına gelirken, sebep ne olursa olsun Osmanlı'nın o son döneminde, Allah, Atatürk gibi bir insanı Osmanlı'nın sonuna, Cumhuriyet'in başına hak etmeseydi, ne Osmanlı kurtulur ne de Cumhuriyet kurulurdu. Cumhuriyet Türkiyesi; Osmanlı'da paşalık yapmış, Osmanlı ordusuna hizmet vermiş bir Türk evladının, dünyaya nadir gelen ulu bir insanın güzellikleri ile doğruları bulmuştur.'' ''Osmanlı ve cumhuriyetimizi siyasetten, istismardan uzak tutarak mütalaa etmek lazım. Bu da şu anda pek mümkün görünmüyor'' diyen Siyavuşoğlu, ''Bir milletin kitlesi ile yükselip düşeceğini, Osmanlı'nın çöküşünü de sadece Osmanlı Hanedanı'na yüklemenin doğru olmayacağını'' sözlerine ekledi. www.habervitrini.com 29/10/2003 |
|
|
| |
| Sahte Hanedan 'Saltanatı' |
1974’ten sonra hanedan soyundan gelmek itibar kazandı. Son yıllarda ise ortalık bu sıfatı suiistimal etmek isteyen sahte şehzade ve sultanlarla doldu. İş artık çığrından çıktı ve konunun uzmanı tarihçiler bile ihtilafa düştü. TBMM’nin saltanatın kaldırılması hakkındaki kanunu oy birliğiyle kabul etmesi üzerine İstanbul’daki mevcut hükümet dağılmış ve milli hükümet yönetimi kurulmuştu.
4 Kasım günü Sadrazam Tevfik Paşa istifa ederek hanedanın dağılma sürecini başlattı. Bu sırada İstanbul’da bulunan Refet Bele, Padişah’ın hareketlerini sıkı bir kontrol altında bulunduruyordu. Saltanatın 2 Kasım’da kaldırılmasına rağmen son Osmanlı Padişahı Vahdeddin herşeyi göze alıp 10 Kasım günü cuma selamlığına çıktı. Ancak Vahdeddin’in bu cesareti fazla uzun sürmedi. Tarihler 17 Kasım 1922’yi gösterdiğinde son Padişah elinde bir bavulla Boğaz’da demirleyen bir İngiliz gemisinin merdivenlerini ağır ağır çıkmaktaydı. Vahdeddin hem İstanbul’a hem de saltanatın sembolü saraya son kez bakarken, takipçiler Ankara’ya resmi bir telgraf çektiler; “Vahdeddin Efendi, bu gece saraydan ayrılmıştır.”
Vahdeddin’den sonra saltanat makamına gelebilecek herkes sırasıyla bindirildikleri gemilerle bilinmeyen adreslere doğru gönderilmeye başlandı. 1924 Mart’ında 36’sı erkek 48’i kadın ve 60’ı çocuk toplam 144 kişi, ellerine bin İngiliz lirası ve bir yıllık “dönüşü olmayan” pasaport verilerek kendi kaderleriyle baş başa bırakıldılar. Mal varlıkları tasfiye edildi, Türkiye’ye girmeleri ve transit geçmeleri yasaklandı. Gelirleri olmayan bu insanlar yurtdışında geçinebilmek için her türlü işte çalıştılar. Kimisi mezar bekçiliği yaptı, kimisi kapı kapı dolaşıp sabun sattı. Yabancı zindanlarda can verenler bile oldu. Kadınlar 28, erkekler 50 yıl sürgün yaşadı. 1974’te Bülent Ecevit tüm hanedan üyelerinin yurda dönmelerini serbest hale getirdi. Ancak bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kişi döndü.
Osmanlı Sultanı’nın yakınlarının sürgün edilmelerinden ayrı bir de hanedanla bağı olan paşalar bulunuyordu. Bunlar, saltanat makamına gelmeleri söz konusu olmadığı için sürgün edilmediler. Türkiye’de kalan bu insanların daha sonra çocukları dünyaya geldi. Torun sayısı artınca da bir kargaşa ortamı oluştu. Sülaleden gelenlerle gelmeyenler karıştı. İşte haberimize konu olacak olan kısım da bundan sonra başlıyor. ‘Soy’ belirsizliğini fırsat bilenler hanedanlık kavramını istismar ediyor.
Bir zamanlar cüzamlı muamelesi yapılan Osmanoğulları soyundan gelenlere bakış açısı 1974’ten sonra yavaş yavaş değişti. Artık hanedan mensubu olmak ayrıcalıktı. Bu ayrıcalık sebebiyle itibar görmek ve öğünmek normaldi ama 1990’lardan sonra olay rant mücadelesine dönüştü. Hanedanlığa talep 2000 yılından sonra iyice arttı. Sultan veya şehzadelik sıfatları artık değişik menfaatler için de kullanılır oldu. Bu sıfatlarla gazetelere demeçler veriliyor, resmi davetlere iştirak ediliyordu. İş çığırından çıkınca konunun uzmanları bile kendi aralarında ihtilafa düştü. Tarihçi İsmet Bozdağ ile Murat Bardakçı arasında başlayan ve mahkemeye intikal eden “Hanzade Sultan var mı, yok mu?” tartışması bu ihtilafın en sıcak örneği.
Düzmece sultanlar ve şehzadeler
Sahte şehzade ve sultanlara adeta savaş açan “Son Osmanlılar” kitabının yazarı Murat Bardakçı, bu konuda en sert çıkışları yapan kişi. Bardakçı’ya göre düzmece şehzade ve sultanlar ortalığa dökülüyor. Hatta Bardakçı bir yazısında isim vererek bu sıfatla resmi protokollerde yer alan kişileri açıklıyordu. Bardakçı söz konusu yazısında şöyle diyor; “İstanbul şu anda bol bol sahte asillerle kaynıyor. Mesela ‘Neslişah Sultan’ olduğunu iddia eden Nesrin adında bir kadın İstanbul Belediye Başkanı’nın önceki hafta verdiği resmi yemeğe katılabiliyor. ‘Nadine Sultan’ adını takınan bir başka sahte prenses de bir gazeteye Türkiye’nin geleceği konusunda demeçler verebiliyor!...” Sahte sultanlar cahilliklerinden dolayı işi bilenler tarafından kolaylıkla tuzağa düşürülebiliyorlar. Bardakçı, hâlâ hayatta olan Neslişah Saffet Sultan’ı tanıdığını söylüyor.
Hanedan soyu konusunda çalışmaları olan tarihçi İsmet Bozdağ da Bardakçı ile aynı düşünceleri paylaşıyor. Ancak Bozdağ sahte şehzade ile bizzat karşılaşmış. Mehmet adında bir kişinin hanedan soyundan geliyorum diyerek kendisine başvurduğunu söylüyor. Bozdağ, 2. Mahmud’un torunu olduğunu söyleyen bu kişinin kendisini dolandırmaya çalıştığını anlatıyor; “Yemek yedirdim. Oturup konuştuk. Osmanlı hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Benden birkaç belge aldı. Kitap hediye ettim. Beni nereden ve nasıl bulmuş onu bilemiyorum. Sonradan öğrendim ki, aynı kişi başkalarına da gitmiş. Ama onlardan para ve başka şeyler almayı başarmış.”
Bozdağ’ın ucuz atlattığı sahte şehzade gazabına Osmanlı Araştırmaları Vakfı uğramış. Vakfa gelip kendisini Adile Sultan’ın torunu olarak tanıtan bir şahıs vakıftaki bazı belgeleri alıp kayıplara karışmış. Olayın tanığı Dr. Yaşar Baş yaşanılanları şöyle anlatıyor; “Osmanlıca bilmediği halde belgelere bakıyordu. Bazılarını aldı. Atalarımdan miras diyerek mülk almak istiyordu. Bunun için uğraşıyordu. Kendisine yardım etmemizi istedi. Biz bu konuda yardımcı olamayacağımızı söyledik. Değişik belgeleri kullanıp çıkar sağlamak istediğini anladık.”
Osman Osmanhan ismindeki bir şahıs ise “Hanedan soyundan geliyorum, çok zor durumdayım” diyerek Balıkesir’de bir vakıftan 5 milyar lira alıp kayıplara karışmış. Peki insanlar neden bu sahtekârlara çabucak kanıyor? Bu sorunun cevabını sahte bir şehzade mağduru olan İsmet Bozdağ veriyor; “Kimse Osmanlı hanedanı soyundan gelen birisinin sahtekârlık yapacağını düşünmüyor. İnsanlar herşeye rağmen Osmanlıya saygı duyuyor. Hatta soydan gelen birileriyle tanışmak insanlar için gurur verici oluyor. Bu suistimal buradan kaynaklanıyor.”
Kestirmeden paşazade olmanın yolu
Sahte paşazade veya sultan olmak için haliyle kan bağı da gerekmiyor. Düzmece bir şecere ya da berat kâfi. İtina ile hazırlanan Osmanlıca şecere çerçevelenip evin bir köşesine asılıyor ve ‘soyluluk’ işlemi tamamlanıyor. Şecereyi pekiştirmek için de Osmanlıca birtakım kitaplar, sahte kıyafetler bit pazarından ya da turistik eşya satan dükkanlardan temin edilerek dekor tamamlanıyor.
Sahte şecere için kendisine çok sayıda kişinin başvurduğunu söyleyen hattat ve antikacı Kemal Uluan şecereleri hatıra ya da hediye niyetine hazırladığını söylüyor; “Zaten benden isteyenler bunu hatıra olarak aldıklarını söylüyorlar. ‘Osmanlı’yı çok seviyoruz, ismimizin de geçtiği bir levha yazar mısınız?’ diyorlar ben de hazırlıyorum. Ancak son zamanlarda böyle bir şey yapmıyorum. Sadece turistler için hazırlıyorum. Çünkü insanlar artık bunu kötü amaçları için kullanıyorlar.”
Bu konuyu hanedandan geldiğini ve paşazadeliğini mahkemeye tescil ettiren Nazım Siyavuşoğlu ile de görüştük. Mülhal ve Mazbut Vakıflar Araştırma ve Kültür Derneği’nin genel başkanlığını yapan Siyavuşoğlu’nun soyağacı, Kanuni Sultan Süleyman’a kadar gidiyor.
NAZIM SİYAVUŞOĞLU: ‘BABAM, BEYLERBEYİ SARAYI’NDA DOĞDU’
– Hanedan soyundan gelmenin ne gibi anlamı var?
Hanedan soyundan gelmiş olmanın mutlaka büyük anlamları var. Kan bağının temayülü. Kuşaktan kuşağa geçişi. Yalnızca hanedan olarak değil, toplum olarak çok güzel bir ırkız.
– Osmanlı devletinin yerini Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakması, hanedan soyundan gelenleri ve paşazadeleri nasıl etkiledi?
Dışarıya gidenler ve gitmeyenler var. Az bir kısmı gitti. Bir toplumu kurtarma pahasına sembolik bir göndermeydi, olmalıydı. Göndermenin acısını en fazla yüreğinde hissedenlerden biri Mustafa Kemal Atatürk’tür. Çünkü o bir Osmanlı paşasıydı. Vahdeddin’e en yakın insandı. Mesela Vahdeddin Sevr’i imzalamamıştır, o kahramanlığı ve beceriyi göstermiştir. Vahdeddin, son derece zeki bir padişahtı. Kaçtı deniliyor. İngiliz gemisinden başka gemi mi vardı Boğaz’da. Binmeseydi, burada kalsaydı kan gövdeyi götürürdü. Büyük bir kahramanlık örneği göstererek, arkasından söylenecekleri bilmesine rağmen hayatının son dönemlerinde gitme özverisinde bulundu ve bunu vatanı için yaptı. Atatürk’ün veciz bir sözü vardır: ‘Eğer hanedan yani padişah istemiş olsaydı, sarayın bütün hazinelerini götürür, karşımıza devasa olarak çıkar bizi çaresiz bırakırdı.’
– Kalanlar ne kadardı?
Yüzlerce demek mümkün. O zamanlar paşalık var ya. Kalanlardan bir tanesi de bizleriz.
– Son dedeniz Fuat Paşa mı?
Evet... Onun oğlu babam Mehmet Nazım, Beylerbeyi Sarayı’nda dünyaya geliyor. Yerleşim yerleri Üsküdar. Konakları varmış.
– Hanedan soyundan gelenlerin mal varlıkları tartışma konusu...
Falanca yerde bir yararlılık yapmış, padişah demiş ki orası senindir. Yok böyle bir şey. Hanedan yani saraya yakın insanlar, altın karşılığında ücretliler. Ama paralarını harcayacak yer yok. Hastane, hamam, cami yaptırıyorlar. Bunların hepsi vakfiye halindedir. Bizim de Zeynep Sultan Camiimiz vardır. Ramazan ayında hocaları toplarım, hanedandan bugüne kadar gelmiş olan bütün atalarımızın ruhlarına duaları göndeririz. İftar yemekleri veririz. Medyadan uzak dururuz.
– Mülhak ve Mazbut Vakıflar Araştırma ve Kültür Derneği’ni niçin kurdunuz?
Şahsen bizim birtakım işleri becerme imkanımız var. Ama öyle hak sahipleri var ki, herkes her yere ulaşamıyor. Davalar onlarca yıl sürüyor. Derneği genellikle paşazadeler oluşturdu.
– Paşazade olduğunuzu bir mahkeme kararıyla tescil ettirme gereğini niçin duydunuz?
Aşağı yukarı 25–30 yıl önceydi. Vakıflar İdaresi’nden Zeynep Sultan adına, Siyavuş Paşa adına cüzdanlarımız var. Herkes birbirini yakalayıp götürüyor, akrabam, şuyum buyum diyor. Binlerce insan... Liste oku oku bitmiyor. Haklı olarak idare herkese bir lira dağıtıyor. 20 bin lira harcayıp idareye kadar gidiyorsun. 1 lira alıyorsun. Bu onursal, güzel bir şey. Başbakanlık bir genelgeyle mahkeme tescili şartını getirdi. Bunun üzerine soyağacı oluşturuldu. Sonra ben buyum dedim. Bunu belli hakları tescil ettirmek için yaptım. Bir de bu özlemdi.
– Bir şehzade var mı ailenizde?
Bizim ailede aşağı yukarı 15–17 tane var. Ailenin içerisinde de 80, 100 kişilik bir grubuz. Onları temsil ediyorum; onursal bir küçükleri ya da büyükleri olarak.
– Www.hanedan.org adresli sitenize ancak mahkeme tescili olan hanedan soyundan kişiler ve paşazadeler girebilir diyorsunuz...
Mahkeme tespitinden sonra kimse birer lira alamamaya başladı. Ben alıyorum. Kocaman alıyorum. Hani falancadan geliyorlardı... Nerede, bilgi, belge, kayıt. Kimsede yok. O bilgi, belge geldiğinde kimse benim duygularımla, düşüncelerimle oynayamayacak, beni dolandıramayacak.
– Üyeniz ne kadar?
Hiç üyem yok. Sitenin geçmişi beş altı aylık. Herkes beni de üye yap diyor. Mahkeme tescilinin yanı sıra 100 dolarlık para limiti de koydum. E–mail atıyorlar üye olmak için. Belge sorunca yok diyorlar.
– Mahkemeden dedesine ait vakfiyeyi tescil ettiren bir hanedan ya da paşazade, vakıf malını şahıs olarak kullanabilir mi?
Aynısını kullanabiliyorsunuz. Mütevellisi iseniz vakıflara yıllık yüzde 5 teftiş ve denetleme payı verilir.
– Özel tapular yok mu?
Özel tapular vakfıyesi. Zaten sınırlarını belirlemiş.
– Osmanlıdaki arazilerin hepsi şahısların da olsa vakfiyeler halinde miydi?
Evet vakfiyeler halindeydi. Şimdi devletin elinde bu vakfiyeler. Vakıflar İdaresi, Vakıflar Bankası nasıl kuruldu? Vakıf malları satılarak. Vakıf mütevellisi vakıfların mümessilidir.
– Size ait vakfiyeler var mı?
Onlarla ilgili hummalı çalışmaların içerisine girdik. Vakıflar İdaresi, bankanın kuruluşunda bir sefere mahsus 10 yıl ilgilenilmeyen vakfiyeleri mazbutiyeye almıştı. Ama bunu sonraları her dönemde uyguladılar. Ölen mütevellinin akrabasına, çocuklarına ulaşmadı. Oysa insanlar o külliyeleri öteki nesillere de ulaştırabilmek için yaptırmışlardı. Mazbutiyeye geçmiş malı bir daha almanız mümkün değil. Türkiye ivedilikle, gerekirse dışarıdan kaynak bularak kadastrosunu tamamlamalıdır. |
|
|
| |
| OSMANLI ARAŞTIRMALARI MERKEZİ |
XIII.Yüzyılın sonlarında,kuzey-batı Anadolu'da,sakarya nehrinin ve kollarının aktığı vadilerin yer aldığı topraklarda kurulan Osmanlı Devleti, ok hızlı bir gelişme göstermiş ve büyük bir imparatorluğa dönüşmüştür.Selefi Bizans'ın yerini alan,onu tarih sahnesinden silen Osmanlı İmparatorluğu,Türklerin yarattığı büyük bir siyasal varlık olmanın yanı sıra, İslam dünyasının da en güzel temsilcisi özelliğini taşımıştır.Birbirinden uzak alanları ve buralarda yaşayan farklı kökenlerden gelen insanları siyasal şemsiyesi altında topladığı için tıpkı diğer imparatorluklar gibi,tarihiler,onun dönemini de Pax Ottomana diye adlandırırlar. Pax Ottomana, her biri kendi içinde özel şartları ve özellikleri bulunan dönemleri yaşayarak yüz yılımızın başına kadar gelmiştir.Uzun ömür boyunca,kendi dışındaki dünyada da büyük değişimler vuku bulmuş, insanlık günümüze ulaşan sürede zengin tarihini yaratırken, bu zenginliğin içinde Osmanlıların önemli bir payı olmuştur. Bu zengin servetin ışıltılarını internete taşıyan siz gönül dostlarımızın hizmetini tanrı mukaddes kılsın...
Hanedan Üyesi Nazım Siyavuşoğlu |
|
|
| |
| Osmanlılar’dan Atatürk’e övgü |
Osmanlı hanedanı mensubu Siyavuşoğlu, "Allah, Atatürk gibi bir insanı Osmanlı'nın sonuna hak etmeseydi, ne Osmanlı kurtulur ne de Cumhuriyet kurulurdu" dedi
Osmanlı Ailesi Evlad-ı Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı ve hanedan mensubu Nazım Siyavuşoğlu, ''Osmanlı İmparatorluğu'nun Irak'ta 400 yıldan fazla sömürgeci güç olarak bulunduğunu'' öne süren ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisi Paul Bremer'i kınayarak, ''Bremer'in sözleri cehaletini gösterir'' dedi. Siyavuşoğlu, ''Devlet yöneten insanların tarihi olguları iyi bilip ona göre demeç vermesi gerektiğini'' vurgulayarak, ''Osmanlı, Ortadoğu ve Balkanlar'da hiçbir zaman İngiltere, Fransa ve ABD gibi sömürgeci olmamıştır'' dedi.
Bremer’e tepki
Siyavuşoğlu, ''Bugünkü ABD politikasının Bremer'in sözlerini yansıtmadığını'' kaydederek, ''ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisinin, bazı etnik grupların etkisinde kalarak bu tür bir açıklama yapmış olabileceğini'' söyledi. Türkiye'nin, halk egemenliğine dayalı, laik ve çağdaş bir demokratik cumhuriyet olduğuna da dikkat çeken Siyavuşoğlu, bir milletin kalkınmasının ''milleti teşkil eden kişiler arasındaki sürtüşme ile ters orantılı'' olduğunu belirtti.
“Allah O’ndan razı olsun”
Nazım Siyavuşoğlu, şunları söyledi: ''Osmanlı'nın kuruluşundaki temeller ne kadar ilahi bir güzellik oluşturmuşsa, onu kötüye kullanmak da Osmanlı'nın geriye gidişini o kadar hızlandırmıştır. Osmanlı Bayrağı yere düşme noktasına gelirken, sebep ne olursa olsun Osmanlı'nın o son döneminde, Allah, Atatürk gibi bir insanı Osmanlı'nın sonuna, Cumhuriyet'in başına hak etmeseydi, ne Osmanlı kurtulur ne de Cumhuriyet kurulurdu. Cumhuriyet Türkiyesi; Osmanlı'da paşalık yapmış, Osmanlı ordusuna hizmet vermiş bir Türk evladının, dünyaya nadir gelen ulu bir insanın güzellikleri ile doğruları bulmuştur.''
“Tek suçlu Hanedan değildir”
''Osmanlı ve cumhuriyetimizi siyasetten, istismardan uzak tutarak mütalaa etmek lazım. Bu da şu anda pek mümkün görünmüyor'' diyen Siyavuşoğlu, ''Bir milletin kitlesi ile yükselip düşeceğini, Osmanlı'nın çöküşünü de sadece Osmanlı Hanedanı'na yüklemenin doğru olmayacağını'' sözlerine ekledi. 01/11/2003 www.bigglook.com/haber |
|
|
| |
| Menderes'in mezarı bakımsız |
Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın anıt mezarlarını bakımsız bırakan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis'e şikayet edildi. Meclis'e dilekçe veren İstanbullu Nazım Siyavuşoğlu, Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın anıt mezarlarının bakımsız ve onarıma muhtaç durumda olduğunu bildirdi. Dilekçeyi alan DSP Ardahan Milletvekili Faruk Demir başkanlığındaki komisyon durumu Başbakanlığa bildirdi. Yapılan incelemeler sonucunda anıt mezar bölgesinin sorumluluğunun İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait olduğu, ancak daha önce burada görevli dört personelin başka yerlerde görevlendirildiği ortaya çıktı. Valilik aracılığı ile belediye uyarıldı. AKŞAM/02.06.2002 |
|
|
| |
| Menderes’in mezarına bakmayan belediye Mecli |
Nazım Siyavuşoğlu adlı bir vatandaş, Adnan Menderes ve arkadaşlarının İstanbul Topkapı’daki anıtmezarının bakımını yapmayan belediyeyi TBMM’ye şikayet etti. Siyavuşoğlu, Meclis Başkanlığı’na yaptığı başvuruda, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın mezarlarının bakımsız ve onarıma muhtaç durumda olduğunu öne sürdü. Anıtmezarların hangi kurumun görev bölgesinde olduğunun tespit edilmesini isteyen Siyavuşoğlu, ilgili kurumun bakım ve onarım konusunda uyarılmasını talep etti. TBMM Dilekçe Komisyonu’nda ele alınan başvuruya, gerekli yazışmalardan sonra İstanbul Valiliği’nce cevap verildi. Valilik yazısında, şu ifadeler yer aldı: “Anıtmezar bölgesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yetki ve sorumluluk alanında bulunmaktadır. Burada çalışan 4 personelin başka yerlerde görevlendirildiği belirlenmiştir. Zeytinburnu Belediyesi’nce anıtmezara bir personel tahsis edilmiş ve bu da görevine devam etmektedir.” Ankara, aa ZAMAN/02.06.2002 |
|
|
| |
| hanedan.org sitesi yayına girdi |
Bir süredir düzenleme çalışmaları yapılan hanedan.org sitemiz nihayet sizlerin beğenisine sunuldu.
Sitemizin araştırmalarınıza kaynak olacağını umuyoruz. |
|
|
| |
|
|
|
|
|