Nazım Siyavuşoğlu - Hanedan Ailesi Yönetim Kurulu Başkanı
Mostar Köprüsü
Anadolu ve Rumeli Hisarı
Kutsal Emanetler
Selimiye Camii
Bursa Ulu Cami
Eski İstanbul
Dolmabahçe Sarayı
Kız Kulesi
Kuran-ı Kerim
Kahraman Türk Askeri
Sultan Ahmet Camii

Başlarken;

XIII. Yüzyılın sonlarında, kuzey-batı Anadolu`da, Sakarya nehrinin ve kollarının aktığı vadilerin yer aldığı topraklarda kurulan Osmanlı Devleti, çok hızlı bir gelişme göstermiş ve büyük bir imparatorluğa dönüşmüştür. Selefi Bizans`ın yerini alan, onu tarih sahnesinden silen Osmanlı İmparatorluğu, Türklerin yarattığı büyük bir siyasal varlık olmanın yanı sıra, İslam dünyasının da en güçlü temsilcisi özelliğini taşımıştır. Birbirinden uzak alanları ve buralarda yaşayan farklı kökenlerden gelen insanları siyasal şemsiyesi altında topladığı için tıpkı diğer imparatorluklar gibi, tarihçiler, onun dönemini de Pax Ottomana diye adlandırırlar. Pax Ottomana, her biri kendi içinde özel şartları ve özellikleri bulunan dönemleri yaşayarak yüzyılımızın başına kadar gelmiştir. Uzun ömrü boyunca, kendi dışındaki dünyada da büyük değişimler vuku bulmuş, insanlık günümüze ulaşan süreçte zengin tarihini yaratırken, bu zenginliğin içinde Osmanlıların önemli bir payı olmuştur.
Osmanlı Devleti`nin devraldığı siyasal ve kültürel düşünceyi tarihsel gelişimi içinde kısaca hatırlayalım: Bilindiği üzere, Büyük Selçukluların tarih sahnesine çıkışının hem Türk, hem de dünya tarihi açısından önemi büyüktür. Zira bu olay, siyasal yönden XI. yüzyıldan itibaren İslam Dünyası’nın liderliğinin Türklere geçmesini, kültürel ve dini yönden de Ortodoks İslam’ın egemenlik kazanmasını sağlamıştır. Büyük Selçukluların egemen olduğu alanlarda değişik kaynaklardan beslenen tasavvufi akımların buluşması, yeni sentezlerin oluşumunu hazırlarken, İslam düşüncesine göre gaza alanında kurulan Osmanlı Devleti, bu kültürel mirasını çeşitli kaynaklardan daha da zenginleştirmiştir. Osmanlı Devleti, siyasal açıdan XVI. yüzyıla kadar geçen zaman içinde klasikleşip fetihlerle genişlerken, temel kurumlarının fonksiyonel olduğu sistemlerini işletmiş ve devraldığı miras unsurlarını yeni potalarda yoğrulmasıyla zenginleşmesini sağlamıştır.
Özelliklerini ve dünya tarihi açısından önemini belirlediğimiz Osmanlı İmparatorluğu`nun belli başlı üç ana dönemde incelenmesi ve araştırılması genellikle başvurulan bir yol olmuştur. Devletin kuruluştan XVI. yüzyılın sonlarına kadarki hayatı klasik dönem, onu izleyen ve XVIII. yüzyılın sonlarına kadar gelen zaman dilimi klasik sonrası dönem, XIX. Ve XX. yüzyıldaki çağına ayak uydurmak için çeşitli denemelere girişilmiş olan son dönemdir. Klasik diye adlandırılan dönem, temel felsefesine ve hukuk sistemine dayalı kurumları yarattığı ve geliştirdiği zaman dilimidir ve bu kurumlar fonksiyonlarını iyi icra ettiği için siyasal, ekonomik ve yönetim alanlarında başarılar kazanmıştır. Diğer yanda örgütlenme ile bu örgütü kuran ve çalıştıran insan unsuru, karşılıklı olarak birbirini etkileme durumu bulunduğundan dolayı bireysel başarıları ile öne çıkar, Büyük diye adlandırılan padişahlar, vezirler ve diğer alanların seçkinleri de bu dönemde olayları yönlendirmiş ve kendi kişilik ve kimlikleriyle gelişmelere damgalarını vurmuşlardır. Bu yüzden Osmanlı Devleti’nin klasik dönemi, bir yanda teşkilatlanmanın parlaklığı ile göz kamaştırırken, diğer yandan da bu dönemde yaşamış seçkin devlet adamlarının büyük başarılarıyla süslenmiştir.
Osmanlı Devleti`nin klasik döneminde yarattığı ve XVI. yüzyılın sonlarına kadar başarılı politikalar uyguladığı bu kurumlarının yeni şartlarla karşılaştığı, XVII. Ve XVIII. yüzyıllardaki gelişmeler, büyük önem taşımaktadır. Osmanlı Devleti, düzenini öylesine değişmeyecek bir biçimde kurmuş ve sistemlerinin kuramsal temellerini öylesine çizmişti ki, klasik sonrası dönemde de bu düzen ve sistemin devamlılığı görülmektedir.

Nazım SİYAVUŞOĞLU

Hanedan Ailesi Yönetim Başkanı

HABERLER

BREMER’İN SÖZLERİ TARİHİ EKSİKLİĞİNİ GÖSTERİR

Osmanlı Ailesi Evlad-ı Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı ve hanedan mensubu Nazım Siyavuşoğlu, ”Osmanlı İmparatorluğu’nun Irak’ta 400 yıldan fazla sömürgeci güç olarak bulunduğunu” öne süren ABD’nin Irak’taki sivil yöneticisi Paul Bremer’i kınayarak, ”Bremer’in sözleri tarihi eksikliğini gösterir” dedi. 29 Ekim 2003 Çarşamba 12:11 İSTANBUL – Osmanlı Ailesi Evlad-ı Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı ve hanedan mensubu Nazım

Devamını oku…


Sahte Hanedan ‘Saltanatı’

1974’ten sonra hanedan soyundan gelmek itibar kazandı. Son yıllarda ise ortalık bu sıfatı suiistimal etmek isteyen sahte şehzade ve sultanlarla doldu. İş artık çığrından çıktı ve konunun uzmanı tarihçiler bile ihtilafa düştü. TBMM’nin saltanatın kaldırılması hakkındaki kanunu oy birliğiyle kabul etmesi üzerine İstanbul’daki mevcut hükümet dağılmış ve milli hükümet yönetimi kurulmuştu. 4 Kasım günü Sadrazam

Devamını oku…


Videolar

Arama

Resimler

Sizden Gelenler

PADİŞAHLAR